5/31/2007

David Beynimi linç ediyorsun



Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde birkaç kuşak, David Lynch filmlerini izleyerek şimdilerde çoluk hatta çocuğa karıştı. Wild at Heart'ı 1990 yılında, Lost Highway'i 1997'de, Mulholland Drive'da 2001'de sinemada izleyenler zamanında bir şekilde Star TV'de "ikiz tepeler"i de izlediklerinden nicedir kabuslarında cüceler görüyorlardı. En son 2001 yılında bu kabuslara silencio eklendi. Düşününce gerek seksenler gerekse doksanlar yeterince sancılıydı. Bu zor zamanlarda hayatımıza giren Lynch efendi de işimizi hiç ama hiç kolaylaştırmadı. Kesik kulaklardan sado mazo ilişkilere giden yolu ilk onun üzerinden öğrendik diyebilirim. Ama Lynch'in üzerimizdeki en büyük etkisi tüm filmlerinden etkilenmemiz ama onlardan hiçbir şey anlamamızdı. Filmleri bir noktaya kadar gayet güzel anlıyor, en azından takip edebiliyor ama o kırılma anında ne oluyorsa oluyor ve darmadağın oluyorduk. Filmin geri kalanı Bienal'de tuhaf plastik heykeller izlemek gibi bir şey haline geliyordu. Tamam çok güzel görüntüler, sinematografik (breh breh brecht lafa bak) açıdan en dingil sinema izleyicisine bile fantastik gelen sahneler vardı. Herşey alabildiğine cool'du ve kuşaklar boyu çeşitli üniversite kantinlerinde "Abi Lynch'in X'inde bir Y var ya aynen onun gibi işte delice ya" bu tip geyiklerin fikir babalığını yaptı. Tüm bu görsellik, sürreal ama inceden mainstream bir sürrealite içinde saçma sapan olay kurguları insanları Lynch ile kafayı kırmaya, filmler üzerine türlü alt okumalara itti. Yok aslında adam orada kaybolmuyordu da o aslında onun altbenliğiydi. Aslında fil adam tütün rekoltesindeki düşüklüğü sembolize ediyordu. Silencio'da susma sustukça sıra sana girecek anlamındaydı, İkiz tepeler ise Japonya'daki deflasyonun habercisiydi (cüce hesabı şşş). Yok yani Lynch filmlerini anlamak için izlemek beyhude bir çaba. İyi vakit de geçirmeyeceksiniz hatta sonunda beyninizde filler itişmiş gibi gelecek ve bundan rahatsız olacaksınız. Dvd'de izlemeye kalktığınızda gene iyisiniz, filmi zaman zaman durdurun, kendinize bir çay koyun, bira için, sevgilinizleyseniz sevişin, Tekken oynayın, tırnaklarınızı kesin bir şeyler yapın işte kafanızdaki fillerin itişmesine izin vermeyin, filme de ara ara bakın. Yok ama sinemadaysanız buna bile bile lades denir. Evet evet lades. En son ne zaman lades oynadığınızı da düşünebilirsiniz dvd'de lynch cezası çekerken. Ya da evrensel lades tekerlemesini hatırlamaya çalışabilir ve bu tekerlemeden bir lynch senaryosu çıkarabilirsiniz. Tamam çıkaramazsınız o kadar da değil. Neyse sinema salonuna geri dönelim. Lynch'i karanlık bir sinema salonunda izlemek. Evet düşününce bile tüylerim ürperdi. Uykunuz varsa şanslısınız peki ya yoksa. Ya da filmin ilk 10 dakikasındaki o cazibeye kapılıp da "aaa süper lan, şimdiye kadar herşeyi anladım, herhalde o zamanlar çok küçüktüm de kafam basmıyordu" moduna girdiyseniz artık daha fazlasını okumayın, sizi de kaybettik. 10 dakikadan sonra gözlerin boşboş perdeye bakması, her halinden kafatasının içindeki binlerce soru işaretinin görülebilmesi (Ya tamam da şimdi o kadın ne ki? Yani adamla sevişiyorlar sonra kadın diğer herifin yanında uyanıyor ama adam rüya görmüyor? Hadi onu geç yerdeki mandala yakın plan giriyor ya hani kırmızı olan abi şimdi o neydi ki?) kendini salak ve değersiz hissetmesi, o eziklik, salona girerken ki güvenden eser kalmaması vs vs vs.
Aslında bir de şu açıdan bakmak lazım Lynch'in The Straight Story'si izlendiğinde gerekirse adamımızın ne kadar da "düz" bir hikaye çekebileceği de anlaşılıyor. Ama bu Hallmark kategorisi filmin sadece "bunu da yaparım şerefsizler"den öte bir anlam taşımadığını David Bey'de biz sefil izleyicileri de biliyoruz.
Tüm bunları neden yazdım? Dün Mulholland Drive'ın bir kısmını yeniden izledim. Ve o "Harika ilk anladığım gerçek Lynch filmi bu olacak" diye düşünüp kendimi zeki sandığım patetik dakikaları yeniden hatırladım. Heyhat ne safmışım!!! Silencio ve sonrası kopar...

1 yorum:

Femme Noir dedi ki...

bundan 5 sene önce, henüz izmir'de yaşamaktayken oradaki bir universite sinema kulübü bir lynch haftasonu yaptı, bu haftasonu filmlerin üstüste kücük bir sinema salonunda yayınlanması şeklinde teşekkül ediyordu.
ben de evde patlattıgım mısırlarımı poşete, o poşeti de sırt çantamın içine koyup gitmiştim.
elephant man, eraserhead, blue velvet ve mulholland drive'ı üstüste izledim.
suçlu lynch'in bilinçaltı mı yoksa bir kilo patlamıs mısır mı bilmiyorum ama neredeyse kusacaktım. üstelik sekiz saat koltukta oturmaktan bir hafta bel agrısı cektim.
hala lynch'i bir gün anlayabilecekmişim gibi bir his var içimde